Ebeveyn Kaybı Üzerine

Bu fotoğrafı internette buldum. Açıklama şöyle idi “Annem vefat edeli 59 gün oldu. Ben 27 yaşındayım ve hayatım boyunca her sababah 1 yumurta yedim. Çünkü annem her sabah bana 1 yumurta haşlardı. 59 gündür 1 tane bile yumurta yemedim. Sabah kalkıp mutfağa girdiğimde bu notla karşılaştım.” demiş fotoğrafı çeken kişi.

Bana çok dokundu bu fotoğraf. Bir babanın, oğlu her ne kadar 27 yaşında kocaman bir birey olsa da, annesinin boşluğunu kendince doldurmaya çalışan “endişe etme ben de buradayım” deme çabası geldi gözümün önüne. O beceriksizce pişirilen patlak yumurta içime dokundu.

Sonra Zeynep aksoy isimli bir köşe yazarının, T24 internet sitesinde yazdığı bir dizi yazı geldi karşıma. Şöyle diyordu, özetle

“Belgrad’da ilk sokağa çıktığım gün tesadüfen bir pazara denk geldim. Çok duramadım pazarda. Senin, yurt dışında da gezmeyi en sevdiğin yerdi çünkü. Roma’da bir pazardan 10 kilo bebek enginarı bavula doldurup getirdiğimiz gibi, kırmızı biber doldurur getirirdik kesin buradan da seninle gelseydik eğer.Bir daha hiç pazara gitmeyeceğim.

Artık, şehrimdeyim. Evini boşalttım geçen hafta, senin hayatından kalan şeyleri tek tek kapattım. Artık, hayatımın sensiz geçecek kısmına adım atmaya cesaret etmenin zamanı. Derin dondurucunu getirdim eve. İçinde son yaptığın köfteler… “Yemekte Rüzgar Var” öykü kitabındaki bir hikâyende küçük oğlan çocuğun annesi ölür, cenazeden babasıyla eve gelirler. Baba derin dondurucudan annenin yaptığı köfteleri çıkarıp pişirir oğluna. Bu hikâyeni okuduğumda gözlerim dolmuştu, “Ne oldu” diye sorduğunda “Çok acıklı yazıyorsun” demiştim, “İçimden öyle geliyor” diye cevap vermiştin.”

“Ne yapıyorsun baba?”
“Görmüyor musun, köfte yapıyorum.”
Babasının kıymalı ellerine, tepsideki eğri büğrü köftelere baktı.
Gülmemek için zorlandı.
“Ne koydun kıymaya?”
“Sana ne, ye de o zaman sor.”
“Köftemiz var ama.”
“Var mı? Ne zaman yaptın?”
Oğlu, porsiyonlanıp buzdolabı torbalarına konmuş iki paket köfteyi
dondurucudan çıkardı.
Şimendifer Efendi, kıymalı avuçları tavana dönük, bir köftelere, bir oğluna
baktı.
“Onun köfteleri mi?” O ana kadar oğlunun yanında hiç ağlamamıştı.
Mutfaktan çıktı oğlu.
Karısının yaptığı köfteleri torbasından çıkardı, tek tek okşadı, seyretti,
yine okşadı. Çözülmesi için ocağın yanına bırakırken sessiz ağladı.
Gelirken aldığı temizlenmiş, yıkanmış ıspanağı torbasından yıkama kabına
döküp musluğu açtı. Dondurucudan, doğranmış soğan torbacıklarından birini
aldı. Tencereye koyarken, gayretine rağmen ağlaması durmamıştı. Ispanakları
soğanların üstüne yerleştirip biraz pirinç serpti. Az yağ, tuz ekledi. Karısından
gördüğü gibi üzerine porselen tabak kapattı. Tencerenin kapağını örtüp kısık
yaktığı ocağa koydu. Üç büyük patatesi soydu, dilimleyip tuzlu suya bıraktı.
Köfteleri elledi. Henüz çözülmemişti. Bir porsiyonu torbaya koyup dondurucuya
attı. Hiç bitmesin istiyordu oğluna yaptığı köfteler… Karısının şefkatli sesini
duyar gibi oldu: “Sen de ye Muratçım. Kızart hepsini.”
Musluğu sonuna kadar açtı, su sesine karıştı hıçkırıkları.