1995 yılıydı sanırım, Nuri hocanın ilk dersine girişim. Hisar kampüste yarı karanlık bir sınıfta kendine has bir anlatışıyla beyaz gömleği, koyu kahverengi pantalonu ve kravatıyla hala aklımdadır. Birden bire sınıfın camını açıp tüüü diye ağzındaki sakızı dışarı atmıştı. Bir de “sayntifik hesap makineniz yoksa derse gelmeyin” demişti. “Gidin yarım dönem biryerde çalışın, para kazanın, hesap makinesi alın, seneye tekrar derse yazılın” diyerek eklemişti. Doğal olarak hepimiz biraz kıl olmuştuk.
Norton – Thevenin yöntemi anlatmıştı bize tüm dönem. Final sınavı da tek soru olurdu zaten, ya yapardın, ya yapamazdın.
Derken bir final sınavının ortasında gelip kulağıma – “seni seneye amerikaya götüreceğim” dedi. Ve beni 1997 yılının Haziran ayında Amerika – Silver Bay macerasına götürdü.
Hayatımın dönüm noktalarından birisidir o yolculuk.
Her sene iftarda buluşurduk, hızla yaşlandığını görmek beni üzerdi. Zaman ne kadar da hızlı ilerliyor. Derken çalan bir telefon ile vefat ettiğini öğrendim, hem de 1 ay önce. Duysaydım mutlaka giderdim cenazesine. Allah cennetine kabul etsin.

